Veronica akıl hastanesine düşünce orada tanıştığı bir arkadaşı ona biz mi deliyiz yoksa dışardakiler sayıca fazlalar diye onlar mı akıllılar? diye sormuştu, Veronica Ölmek İstiyor romanında. Ben kendimi bildim bileli alışılagelmiş olanlara hep uzak durdum. Dört yaşıma kadar konuşmamış olmam da bececerememiş olmamdan kaynaklanmıyor bence. İnattan. Her çocuk gibi olmam o yaşlarda bile bana yakışmazdı zaten. Hayatımın her yılı sınırlardan da, kurallardan da sıyrılmam gerektiğini öğretti bana. Onun bunun çektiği yöne gitmektense yan yan yengeç gibi; kafamın dikine gitmeyi seçtim. 1992'den bu yana ve inşaallah daha da uzun yıllar boyu devam etmesini istediğim (gerçi benim istemem pek o kadar da önemli değil; sizler istemedikten sonra bunlar bana bir iki ay dayanırlar en fazla o da yılların hatırına...) Muzo'yla Yastık Sohbetleri 7 Kasım 2005'den bu yana Radyo Tatlıses'de. Bizler öyle girdik ki içiçe ayrılmamız için kaynar sular dökmeleri lazım üstümüze. Serdar Ortaç şarkıları gibi oldu bu son cümle...
Hayatta her şey kafiye... Bana dayanmak gerçekten zor hem dinleyenler için hem de çalıştığım radyo ve onun yöneticileri için. Hollanda'nın ünlü inekleri montofonlar ya da holstein'lar gibi ama yani iyi bakıldığında sahibini pişman etmeyen hatta kovalar dolusu süt verip yüzünü güldüren.
Eğer çevrenizde beni hala dinlememiş olanlar varsa ki; vardır mutlaka, dinletin onlara. Onlar da gülsünler. Güldükleri günler fazla olsun ağladıkları günlerden,ruhları bedenlerini terk ederken...